MUHİBBİ
18 04 2008|
Muhibbi’den gazel Bilmedim ahvâlimi gerçi ne hâl üstündedir |
|
| Bu gazel Kanunî’ye ait. Osmanlı hükümdarları içerisinde en hacimli divanın sahibi (1) ve bütün Divan Edebiyatı içinde de en çok gazel yazan şair sultana. Şöyle diyor bütün bilgeliğiyle: Gerçi gidişatımın ne durumda olduğunu bilmedim; ama şu kadarını bildim ki nefis ile çekişme halim devam ediyor (Daha ne istiyorsun koca hünkar İ.P.).
Gerçek âşıkın fikri de zikri de Sevgili’ye kavuşmadır; lakin bu hiç mümkün görünmüyor. Çünkü bu fikir temelsizdir (yani sevgiliye kavuşabilen âşık görülmemiştir). Kim ki cihan bezirganı gibi mal-mülk fikri ile yaşamaktadır, mal onun gözünü doyuramaz; ama sonunda toprak doyurur. Adı iyilik ile anılan kişi asla ölmez; kim ki kemâl (olgunluk) üzerine yaşar, adı ta kıyamete kadar kalır. Alemin övüncü olan Hz. Peygamber, dünyaya dönüp bakmadı ve fakr halini kabul etti. Nitekim (ipeklerin değmeye can attığı) mübarek bedenine baksan, kuru bir şal üstünde görürsün. (Efendiler Efendisi’nin “Fakrım fahrimdir / Fakirliğimle övünürüm” mealinde bir hadisi vardır. Buradaki fakirlikten kasıt muhtemeldir ki zengin olup da fakir gibi yaşamaktır.) Gözlerimden akan yaşların seli bir gün beni (sürükleyip denizinde) boğacak diye korkuyorum. Muhibbî bu işe hayrette kaldı, galiba (şu an) hâl üstündedir.(Tasavvufta kendinden geçişi temsil eden hayret makamı sufinin hâl ehli olması anlamına da gelir.) Doğrusu bir hükümdarın onca nimet içinde yaşarken böyle duyarlı ve mahviyetkâr şiir yazması ibrettir. Yahut şöyle denilmeli; yönetici makamında olanlar bu söylenilenler çerçevesinde hareket ederlerse kendileri iki cihan saadetine erdikleri gibi memleketleri de yükselir gider. Kanunî devletinde olduğu gibi. *** (1) Muhibbî Divanı’nın günümüz diliyle çeviri yayını 1000 Temel Eser serisinden çıkmış olup Doç. Dr. Coşkun Ak tarafından yayınlanmıştır. (Ankara, 1987; 875 s.) Divan orijinal harfleriyle ilk önce II. Mahmud’un kızı Adile Sultan’ın himmetiyle yayınlanmıştır. (Dersaadet, 1308 h. / 1890, 236 s.) Divanın Nuruosmaniye Kütüphanesi’nde 3873 numara ile kayıtlı olup Karamemî tarafından tezhiplenen nüshasının tıpkıbasımı Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanmıştır. (Ankara, 2001, 30 s. + 280 yaprak) Divanın son tıpkıbasım yayını ERDEMİR (Ereğli Demir Çelik TAŞ) tarafından ve hiçbir fedakarlıktan kaçınılmayacak şekilde yapılmıştır. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi 5476 numarada kayıtlı bu nüshanın her sayfası, saray nakkaşı Karamemî tarafından farklı motifler kullanılarak tezhiplenmiş, yine saray hattatı Mehmed Şerif Efendi tarafından ta’lik hat ile yazılmıştır. Bizzat Kanuni’nin kendine ait bir nüsha olarak özenle hazırlatılan divan, ERDEMİR tarafından da şeker-renk kağıdına varasıya kadar özel bir itina ile prestij yayını olarak 1000 adet basılmıştır. Bu baskıyı elinize aldığınızda, Batılıların Kanunî’ye neden “Muhteşem” dediklerini pek çok bakımdan anlıyorsunuz. Türk kültürüne böylesine önemli bir hizmetle katkıda bulunan ERDEMİR’in sayın ilgilileri Abdullah Şener ile İsmail Bayazıt’a yürekten teşekkürler. Bir de küçük hatırlatma: Divan o kadar aslına benzetilmiş ki sertablı, miklepli, şemseli, şirazeli cildi ile bir Kur’an görüntüsü kazanmış. Hatta mahfaza ciltbendine varasıya kadar. Kur’an’a benzememesi için hiç olmazsa cildinin orijinali taklid edilmeseymiş!..
Ya kale düşer ya başın!.. Yavuz Sultan Selim, Çaldıran seferine giderken (1514) Bayburt kalesini kuşattırmış, ancak kale çok sağlam olduğu için bir türlü fetih müyesser olmamıştı. Muhasara kumandanı Bıyıklı Mehmed Ağa, her gayreti gösterip, her tedbiri almış olmasına rağmen Yavuz’dan kendisine şu yolda bir pusula gelmesine mani olamamıştı: -Mertlik zamanı, kahramanlık sırasıdır. Ya kale düşer, ya başın!.. Gerçekten de Mehmed Ağa elinden geleni ardına koymuyordu. Hünkardan gelen mesaj moralini de bozmuş olmalı ki hiddetlenip, -Beni hepiniz bilirsiniz ağalar; din ü devlet için gayret göstermekten, can vermekten asla ictinabım yoktur. Tek Huda bu yolda ölmeyi nasip etsin. İlla ki kale pek sağlam. Benim başım düşmekle kale düşecekse siz şahit olun başımı vermeye hazırım. Varın, hünkara böylece bildirin. İki gün sonra kale düştü. Yavuz Sultan Selim müjdeyi alınca gülerek şöyle dedi: - Bıyıklı’yı zaten de bilirdik a, mektubumuz biraz ağırca düştü. Kendisini vezir edindim, varın şimdi de ona bildirin. BERCESTE Ya ver bana mihnetimce tâkat Rabb’im!. Ya çektiğim sıkıntılara göre Fuzulî |
|
| 09 Şubat 2006, Perşembe |
İSKENDER PALA
Yorumlar : Yorum Yok »
Kategoriler : DAĞARCIK